İspiyoncu Filminde Bipolar Bozukluk

Kategori: Psikolojik Film Analizleri | 0

Kurt Eichenwald tarafından yazılan “The Informant” (İspiyoncu) adlı kitaptan aynı isimle uyarlanan filmde Matt Damon mesleğinin zirvesindeki genç bilim adamı Mark Whitacre karakterini canlandırıyor.

Film, 1990’larda ABD’de ortaya çıkan “fiyat sabitleme” skandallarına kendi isteğiyle dahil olan Mark’ın çalıştığı dev şirketin sırlarını ifşa etme kararıyla izleyicide merak uyandırıyor. İnsan “Bir insan kariyerinin zirvesindeyken neden böyle bir skandala karışmak ister” sorusunu sormadan edemiyor.

Film, büyük bir suç döngüsü ile ilgili içerden bilgiler sunan genç ispiyoncu Mark’ın gerçekte bipolar bozukluğu nedeniyle sürekli yalanlar söyleyen bir “köstebek” olmasının, çarpıcı sonuçlarını sunuyor.

Mark, mesleğinin zirvesinde idealist, çok para kazanan ve lüks bir yaşam süren genç bir mühendisken kendisini durdurmakta zorlandığı ve içinden çıkamayıp umutsuzca çırpındığı yalanlarına kaptırıyor. Tarım ve hayvancılık sanayiinde kullanılan Lizin adlı kimyasalın fiyatlarının belirlenmesinde yasadışı işler çevrildiğine FBI’ ı insandırmayı başarıyor.

İspiyoncu filminin psikolojik analizi
Mark Whitacre’ın Bipolar Bozukluğu

Mark Whitacre’dan Kompulsif Yalanlar

2 sene boyunca saatler süren ses kayıtları yaparak FBI’a kendi şirketinde gerçekleşen sözde yolsuzlukları kanıtlamaya çalışıyor.

Bir komedi filmi olan İspiyoncu’yu izlerken bazen gülüyor, bazense düşünüyorsunuz. “Mark bunu neden yapıyor?”

İşin ilginç yanı, Mark bu ifşaatlarını yaparken, yani kendi şirketinin Japonlarla yaptığı tüm toplantıların ses kayıtlarını yapıp bunları FBI’a taşırken, eşi de bunlar karşısında sessiz kalmayı, kimi zaman da Mark’ı teşvik ederek onun bir bilinmeze doğru savrulmasına seyirci kalıyor.

Mark eşi ve oğluyla vakit geçirirken onlarla derin bir paylaşımda bulunmuyor. Evde yemekteyken, ya da arabada yolculuk sırasında aklı ve fikri sadece “Lizin” adlı kimsala odaklanıyor. Küçük oğluyla yaptığı kısa diyaloglarda da bu Lizin damgası var.

Film genelinde Mark hem iş yerindeki yöneticilere ve patrona, hem de FBI’a sürekli yalanlar söylüyor. FBI ajanlarına söylediği yalanlarla onları uzun süre işletiyor. Büyük bir soruşturmanın başlamasına ve 2 yıl boyunca filmde ele alınan çok sayıda insanın yaşamlarının etkilenmesine neden olan Mark, filmin sonunda hapse giriyor.

Yazımın en başında da sorduğum gibi, insan “Mark tüm bunları neden yapıyor?”

Mark Whitacre Bipolar Bozukluk Hastası mı?

Filmde anlatılan Mark Whitacre karakteri, gösterdiği belirtiler göz önünde bulundurulduğunda Bipolar Bozukluk hastası olduğu kanaatine varıyoruz.

Bipolar Bozukluğun Hangi Belirtilerini Gösteriyor

Fikir uçuşmaları var, yoğun konuşma isteği duyuyor, büyüklük hezeyanları, önemli olma ve bütün ilgilerin merkezinde olma duygusuyla hareket ediyor, aşırı duyarlılık, gerginlik, sabırsızlık, huzursuzluk, karmaşa halinde olma özelliklerini görebiliyoruz

Bipolar Bozukluğun Hangi Belirtileri Mark’a Yalan Söyletiyor?

Çalıştığı şirketin yöneticileri ve patronuyla FBI’ın arasında kalan, her iki tarafı idare etmeye çalışmak zorunda olmasının etkisiyle daha da yoğun stres ve kaygı hisseden Mark, bir yandan gergin ve endişeli, bir yandan da seri şekilde kompulsif yalanlar söyleyen bir adam olarak sunuluyor.

Sürekli yalan söyleyen ve söylediği yalanların dünyasında kaybolup giden Mark’ın eşi de, ondan şirket içinden bilgi getirmesini isteyen FBI ajanları da Mark’ın hasta olabileceğini düşünmüyorlar. Bazen hiç ihtiyacı yokken yalan söylüuor, bazen cevabını hiç bilmediği sorulara mantıklı görünen yalanlar uyduruyor. Filmdeki bu anlatım elbette ki abartılı çünkü diğer bozukluklarda yalan ne kadar varsa, bipolar bozuklukta da o seviyede görülür. Bipolar bozukluk, filmdeki Mark’ın gösterdiği bir kompulsif yalan söyleme hastalığı değil.

Peki, Bipolar bozukluk yalan söylemenin ana belirti olduğu bir duygudurum bozukluğu değilse, Mark’ın hangi belirtilerini yalan söylemesinin başlıca kaynağı olarak değerlendirmeliyiz?

Özellikle büyüklük hezeyanları ve dürtüsel davranışları, kompulsif yalan söyleme davranışının bir nedeni olabilir. FBI kendisine her soru sorduğunda, cevabı bilmese de kendi mantığıyla, hızlanmış düşünceleriyle tutarlı cevaplar üretip “Bir tuzaktan daha kurtulmuş olmanın” ruhsal rahatlamasını yaşıyor. Her defasında “İşte benim doğru söylediğimi bir kez daha gördünüz. Size hep doğru ve tutarlı bilgiler veriyorum” dercesine kendi kendine girdiği dar çukurda hissettiği stres biraz azalıyor. Bu anlarda gevşediği ve rahatladığı anlaşılıyor. Kendi kendine karmaşıklaştırdığı hayatını, bir nebze de olsa yine kendi yalanlarıyla normale çeviriyor.

Aşırı konuşkanlığı ve fikir uçuşmaları da Mark’ın sürekli yalan söylemesine katkı sağlıyor olabilir. Öylesine seri bir biçimde düşünüyor, ve bunu sürekli yapıyor ki (Kendi kafasında kendisi ile yaptığı konuşmaların önemli bir bölümü de yine Lizin ve “fiyat sabitleme” üzerine olduğu için, FBI’dan gelen ve cevabını bilmediği sorulara bile tutarlı cevaplar üretmekte zorlanmıyor. Bu sorular onun stresini ve gerginliği arttırsa da, Mark her defasında yeni bir yalan uydurarak “Bu sefer de başarıyla atlattık” dercesine psikolojik bir rahatlama hissediyor.

Skype üzerinden psikolojik danışmanlık desteği : Online Psikolog

Bir Cevap Yazın